Topuklu Ayakkabı tarihi..


Geçen gün Taksim'in taşlı yollarında yürürken farkettim kadınlar nasıl yürüyor burda diyorum..Bi kadın geçti yanımdan alalala ya olcak iş diil abla resmen MASTER çakada çakada koşuyo helal olsun be dedim:)) Neyse şimdi blogları gezerken topuklu ayakkabı tarihiyle ilgli bişey buldm..Paylaşym.



Öyle bir yazıya kalkıştım ki, sadece bu konuda ne kadar az şey bildiğimi öğrenmemi sağlayacakmış meğer. Üstelik de çok meraklı olduğum, çok beğendiğim hatta hastalık derecesinde bağımlı olduğum bir şey hakkında yazacaktım. Bir çok kadının hastalık derecesinde bağımlı olduğu bir tutku objesi...

Hayır çikolata değil, listede ondan sonra gelen en önemli şey J Ayakkabılar. Ama topuklu ayakkabılar. Kimbilir kaç sefer aynanın karşısında suratım asık dikilmişken ayağıma geçirdiğim bir çift topuklu ayakkabıyla keyfim yerine gelmiştir. Kimbilir kaç kere topuklu ayakkabıyı hangi insan evladı yarattıysa kendisini şükürle anmışımdır. Ama durup da kimdi sahi bu insan evladı diye hiç düşünmemişimdir. Zaten bana göre topuklu ayakkabının yaratıcı ya Louboutin ya da Blahnik J Bu tahmini yürütmeme izin verecek kadar yaşlı olmaları da cabası.

Tabii aksini yaşadığım zamanlar da oluyor. Vallahi rahat, gerçekten rahat diye aldığımız o göklere uzanan topuklu ayakkabıları, herhangi bir davette 1 saat ayakta kaldıktan sonra duvara fırlatasım oluyor – ki yapmadığım şey de değil!

Şimdi bakalım yüksek topuklu ayakkabıları kime borçluyuz.

Aslında ilk doğuşu Hıristiyanlık öncesi zamanlara dayanıyor. Mısırlı kasaplar tezgaha daha iyi hakim olabilmek için topuklu ayakkabılar giyermiş. Moğol süvariler de ayakları üzengiden kaymasın diye topuklu ayakkabılar giyiyormuş. Ama hava olsun diye topuklu ayakkabı giyen ilk insan Catherine De Medicis. Yıl 1533, Catherine Floransa’lı zengin bir ailenin şımarık kızı ve ne yazık ki aynı zamanda cüce denecek kadar kısa. Acınacak derecede gösterişsiz bir görüntüsü var, kibar bir genç kızın hatlarına sahip değil ve kocaman kurbağa gözleri var. Ama ne şanslıdır ki Paris’in Orleans Dükü’yle anlaşmalı bir evlilik yapması ayarlanıyor. Adam Fransa’nın yeni kralı olma yolunda bir adam, dolayısıyla onunla evlendiği takdirde Fransa’nın yeni kraliçesi olacak.

Kızcağız daha 14’ünde bir çirkin ördek olduğu için ne yapacağını şaşırıyor ve çareyi Floransalı bir zanaatkardan yardım istemekte buluyor. Ona diyor ki “Fransa’ya gittiğimde herkesi kendime hayran bırakmalıyım. Bana öyle bir şey yap ki, insanlar büyülensin.” Bu zanaatkarın ismi bilinmiyor ama – Leonardo Da Vinci olduğunu düşünenler var – hepimiz o bahsettiğim teşekkürü ona borçluyuz. Adam Catherine’e bir çift topuklu ayakkabı yapıyor ve Catherine de Fransa’da katıldığı ilk baloda onları giyiyor. Bugüne kadar görülmemiş salına salına yürüyüşüyle erkekleri kendine hayran bırakırken kadınları da hasetten çatlatıyor. Floransalı zanaatkarın yaptığı topuklar aslında 5cm.i geçmiyor. Yani bizim gibi 12 puntluk platformlu Louboutin’ler üzerinde yürüyebilen kadınlar için hiç bir şey değil. Ama o 5cm. bile Catherine’in o güne kadar görülmemiş ve topuklu ayakkabı giyilmediği takdirde de görülemeyecek olan edalı yürüyüşü yaratmaya yetiyor.

Yani genelde sanıldığı gibi topuklu ayakkabıların çıkışını destekleyen bir hikayesi var: kısa boyu uzatmak için topuklu ayakkabı giyilir.

Konumuza dönecek olursak, 1500’lü yılların ortalarında chopine adı verilen topuklu ayakkabılar çıktı.

Aslında bunlar ayakkabıdan çok kaidelere benziyordu. Ahşaptan yapılan hamam terliklerini düşünün, şimdi bunların başına ve sonuna 50cm’ye kadar uzanan yine ahşaptan kaideler düşünün. İşte chopine buydu ve üstünde yürümek için en az iki hizmetkarın size yardım etmesi gerekiyordu.

Dolayısıyla buradan ne anlıyoruz? Topuklu giymek zenginlere özel bir durumdu. İşçi sınıfının böyle bir giyim tarzına parası yetmediği için topuklar alçaldı. Zaten Chopineler de tam olarak topuklu ayakkabı sayılamazdı, daha çok dolgu topuk diyebiliriz onlara. Kösele 15.yüzyılın sonlarında keşfedilene kadar Chopineler kadar yüksek topuklu ayakkabı yapmak mümkün değildi, çünkü ayak tabanı desteksiz kalıyordu.

Catherine’den sonra 19. yüzyılın başlarına kadar her iki cinsiyetin de topuklu ayakkabı hayranı olduğunu söyleyebiliriz. Hatta 1660’da Fransız kunduracı J Nicholas Lestage XIV. Louis’ye yaptığı topukları dahil her yeri işlemeli ayakkabılarla ün salmıştı.

1745 de topuklu ayakkabı için bir dönüm noktası olmuş. Madam Pompadour, minik ayaklarına uygun yüksek topuklu, dar ayakkabılara meraklıymış. Onu gören diğer Fransız kadınları ayakları daha ufak görünsün diye ayaklarını bantlar sonra da olmadık yerlerde düşüp bayılırmış. Yani kadın her zaman kadın arkadaşlar.

1793’te Marie Antoinette de darağacına çıkarken ayağında 5cm topuklu ayakkabıları vardı. O yıllarda hala zenginliği temsil eden topuklu ayakkabılar işçi sınıfının Fransız İhtilali’nden sonra hiç olmadıkları kadar alçaldılar ve bu 1800’lü yılların sonuna kadar böyle devam etti.

Her baskıcı rejime karşı bir başkaldırı olduğu gibi yeni yüzyılın başlamasıyla birlikte İngilizlerin icadı olan alçak topuklu dans ayakkabıları tabir ettiğimiz ayakkabılar çıktı.

1920’ler hatta 30’lara kadar topuklar 5cm. üstüne çıkamadı.

1940’larda savaş yüzünden uzun süre kemer sıkmak zorunda kaldıktan sonra topuklar nihayet yükselmeye başladı. 1950’lere gelindiğinde 8cm.’e kadar yükselmişti.

Gerçek anlamda yüksek ve sivri topuklu ilk kadın ayakkabısını bizlere armağan eden isim ise 1955 yılında Dior için tasarladığı Stilettolar’la Roger Viver oldu.

1960’larda artık iyice yükselen sivri topuklara karşı bir tepki olarak yine alçalışa geçen topukların dönüşü 1970’lerin platformlarıyla muhteşem ve ebedi oldu.

Belki de bunların en güzel örneği dahi modacı Vivienne Westwood’un bu müzelik tasarımı.

Bildiğiniz gibi 80’lerden sonra film kopuyor. Artık hiç ayrılmamacasına buradalar. Sizlere yüzlerce şahane örneğini verebilirim ama bunun yerine topuklu ayakkabıların fantezi dünyasında da olsa ulaşabilecekleri son noktayı paylaşmak istiyorum. Topuklu ayakkabıların günümüzdeki duayeni Christian Louboutin ve ünlü yönetmen David Lynch işbirliğiyle hayata geçen kışkırtıcı bir proje. Pratiklik ve rahatlık bir kenara bırakılarak tasarlanan 26cm’lik topuklarıyla en klasik Louboutin modelleri yeniden yaratılarak yapılan bir çekim.

Afiyet olsun.

Bu yazıdaki resimler için Bata Ayakkabı Müzesi ve Met müzesi görsellerinden faydalanılmıştır.




Fashion out bloggera teşekkür ederim, şahane bir kaynak.. Teşekkrler..




yazı kaynak: fashionoutstylein.blogcu.com